PS : İSTANBUL’DA DERNEKLEŞMEMİZ – 2
- Ayrıntılar
- Salı, 21 Temmuz 2020 15:02 tarihinde yayınlandı.
- Sebinmedya tarafından yazıldı.
AVUKAT POLAT SABUNCU'NUN KALEMİNDEN
İSTANBUL’DA DERNEKLEŞMEMİZ – 2
- Av. Polat SABUNCU -
A N I L A R I M - POLAT SABUNCU
İSTANBUL’DA DERNEKLEŞMEMİZ – 2
1964 Yılında Şebinkarahisar Lisesi ilk mezunlarını verirken, o dönemde İstanbul’da yüksek öğrenim gören Şebinkarahisarlı öğrenciler, yöre dernekçiliğinde bir ilki gerçekleştirdiler; öğrenci gençliğin önderlik ettiği başka bir hemşeri derneğinin olabileceğini sanmıyorum. İstanbul Özel İdare Müdürü hemşerimiz Sabahattin Tönük’ün öncülüğünde 1958 yılında kurulup Kumkapı’daki 175 metrekare, bitişik nizam - 7 kat imar durumlu arsayı satın alarak Şebinkarahisar Belediyesi adına tapuya tescil ettirdikten sonra kapatılan derneğimiz, beldemize çok değerli bir olanak kazandırmıştı. Bu arsa üzerinde Şebinkarahisar Yüksek Öğrenim Öğrenci yurdu için yeniden bir dernekleşme gereksinimi bulunduğu yolundaki tasarımım kafamda olgunlaşmıştı. 1964-1965 ders yılının başlarında, üniversitede, bizim fakülteye yakın konumdaki Dişçilik Fakültesi’nde ikinci yüksek öğrenimini yapan Tamzaralı Osman Gümrah’a rastladım; Osman ağabey yaşça benden büyüktü, Ankara Veteriner Fakültesi’nden sonra İstanbul Dişçilik Fakültesi’nde ikinci öğrenimini yapıyordu. Ayaküstü hoş beşten sonra onu bizim fakülte kantinine götürdüm, oturup söyleştik; ortak konumuz Şebinkarahisar eğitim sorunları oldu. Ona yurt binası yapımına elverişli arsamızdan söz ettim; arsanın imar durumu ve üniversiteye yakınlığını anlattım. Şebinkarahisar’dan İstanbul’a yüksek öğrenime gelecek öğrenciler için nice illere nasip olmayan bir olanağa sahip olduğumuzu anlattım. Elimizde böyle bir fırsat varken yeni bir dernekleşme çalışmasına üniversiteli gençler olarak öncülük yapma düşüncemle ilgili görüşünü sorduğumda çok olumlu karşılamıştı. Osman Gümrah ağabeyimle yaptığım görüşmede uzun süredir tasarladığım konuda aldığım destek, sonraki çalışmalarımız için işaret fişeği niteliğindeydi. Daha sonraki günlerde görüşebildiğim İstanbul’daki tüm üniversiteli gençlerimiz bu düşünceme canı gönülden destek verdiler.
Anımsayamadıklarım beni bağışlasınlar; o yıl ve sonraki yıllarda İstanbul’da çeşitli fakülte ve yüksek okullarda öğrenim gören Şebinkarahisarlı öğrencilerden aklımda kalan isimler şunlar: Osman Gümrah, Ömer Sağıroğlu, Mehmet Kuzucu, Yener Aytekin, Sümer Mumcu, Yüksel Öcal, Aysel Öcal, Yalçın Akşahin, Celalettin Çiftçi, Polat Sabuncu, Taner Özgün, Ümit Sağıroğlu, Halim Aktan, Ethem Şenol, Murat Özdabak, Suat Akyüz, Ali Coşkun, Ahmet Gürünlü, Ekrem Ton, İsmet Metin Tuğrul, Coşkun Avşar, Kadir Görgül, Nami Ayan, Müslüm Eriş, Gökalp Eren, Sezai Şenyuva, Avni İşcan, Nilgün Yücel, Dursun Akkuş, Muammer Özdabak, Tuna Özdabak, Veli Yılmaz…
Burada adı geçen öğrencilerden bana yakın fakültelerde okuyanların hemen hepsi ile yaptığım görüşmelerde dile getirdiğim dernekleşme önerime tam destek bulunca, bu konuda görev ve sorumluluk üstlenebilecek büyüklerimizi ziyaret ederek onların da görüşlerini ve desteklerini almamız gündeme geldi. İlk görüşmeyi Özel İdare Müdür Yardımcısı olarak görevini sürdüren Sabahattin Tönük ile yapmayı kararlaştırdık. Sabahattin Tönük adını ilk TBMM’de Meclis Başkan Vekilliği görevinde bulunan Atatürk’ün yakın arkadaşlarından Ali Vecihi Tönük’e yakınlığı ile biliyorduk. Onu tanıyan herkes kişiliği ile ilgili çok olumlu değerlendirmeler dile getiriyor, saygı, sevgi ve övgü ile anıyorlardı, beldemize çok değerli bir arsayı kazandırdığı için ben de gıyabında tanıyan hayranlarından biriydim. Genç öğrencilerden oluşan 3-5 kişilik bir ekip, Cağaloğlu’ndaki İstanbul Özel İdare Müdürlüğü’ne gittik. (Bu ilk ve sonraki ziyaretlerde bana kimlerin eşlik ettiğini ne yazık ki anımsayamıyorum.) Sabahattin Tönük, bizi makam odasında kabul etti. Beyaz saçlarıyla güleç yüzüyle, içten konuşmalarıyla çok sevimli bir kamu yöneticisiyle karşı karşıyaydık. Görüşmede sözcülüğü ben yaptım; beldemize kazandırdığı arsa üzerinde, Şebinkarahisar Lisesi’ni bitirip yüksek öğrenim için İstanbul’a gelecek öğrencilerin konaklayacağı bir öğrenci yurdu binası yaptırmak üzere yeni bir dernek kurmayı amaçladığımızı, bu konuda öncelikle kendisinden yardım ve destek istediğimizi dile getirdim. Beni büyük bir ilgi ile dinledi, önerimizi hiç aklımdan çıkmayan büyük bir coşku ile karşıladı; olanca sevecenliğiyle bu konuda bize her türlü yardım ve desteği vereceğini, yöremizin öğrenci gençlerin böyle bir girişimde bulunmasının her türlü övgüyü hak eden bir çaba olduğunu, bizlerle övünç duyduğunu öylesine içtenlik ve sevgiyle dile getirdi ki, makamdan ayrıldığımızda hepimiz sevinçten uçuyorduk. O günden sonra yıllarca süren ilişkimiz süresince o, benim için hep Sabahattin bey amca olmuştu artık…
Çok olumlu sonuçlanan bu ilk ziyaretimizi, kısa sürede peş peşe gelen diğer ziyaretler izledi. İkinci ziyaretimiz Sirkeci’de bürosu bulunan değerli işadamımız Selahattin Zeren’e yapmıştık. Onu da ilk kez bu ziyaretle tanımıştım; konuyu özetle kendisine aktardığımda Sabahattin bey amcadan farklı bir yaklaşımla karşı karşıya kalmıştık. Çok değerli büyüğümüz Selahattin Zeren, açıklamalarımı dinledikten sonra, giriştiğimiz işin büyük ve zor bir iş olduğunu özellikle vurgulayarak, işlerinin yoğunluğu nedeniyle giriştiğimiz işte kendisinden fazlaca bir katkı beklemememizi dile getirdi. Bu görüşmeden olumsuz izlenimle bozuk ayrıldığımızı anımsıyorum. Meğer deneyimli büyüğümüz, kendisine yeni dernek ve yurt binası ile ilgili sunumumuzun yaparken, bizleri ayakları yere basmayan, iyiniyetli ama aklı havalarda, giriştikleri işin boyutunu kestiremeyen gençler olarak gördüğü için bizi giriştiğimiz işte gerçekçi olmaya yönlendirmiş. Sabahattin bey amca ile yakın dostluklarını sonradan öğrendiğim Selahattin Zeren, birlikte kurduğumuz dernek birkaç yıl içinde belirli bir maddi kaynağı oluşturunca Şebinkarahisar Öğrenci Yurdu’nun yapımını üstlenip, bu konuda en büyük maddi katkıyı veren kişi olmuştur. Bu konuya yeri geldiğinde ayrıca değineceğim.
Daha sonraki günlerde, yine Sirkeci’deki işyerinde işadamımız Ünal Kalaylı, Eminönü’nde Denizcilik Bankası’nda memur Kazım Aydınalp, Emlak Bankası Eminönü Şubesi yöneticilerinden Orhan Yücel, Nişantaşı’nda kitap-kırtasiye işi yapan Nurettin Bölükoğlu, hemşerilerin yoğun olduğu Hasköy’de manavlık yapan Hacı Yeniad, Beşiktaş’ta sütçü dükkanı bulunan Hasan Özsaraç, Bebek’te pastanesi bulunan İbrahim Gül , İş Bankası’ndan Süleyman Şeker, Yenikapı’da ben de dahil üniversite gençliğinin müdavimi olduğu bir bahçe ve sonradan Yakamoz adını alan üniversiteliler lokalinin işleticisi Kemal Ünver ve şimdi anımsayamadığım çok sayıda hemşerimizi, öğrenci gençlik grubu olarak ziyaret edip yeni dernek kurma ve öğrenci yurdu yaptırma tasarımımızı anlattık. Burada andığım ve adlarını çıkaramadığım için anamadığım tüm hemşerilerden umduğumuzun üstünde yardım ve destek bildirimi almıştık; konuya gösterilen ilgi ve coşku, biz gençleri daha da yüreklendirmişti.
Ziyaretler dışında, yukarıda adlarını yazdığım gençler olarak çevremizdeki arkadaş, dost, akraba çevremizi de girişimimiz konusunda bilgilendirmiştik. Sıra hemşerilerimizin bir araya gelip yeni kurulacak dernek konusunu görüşüp karara bağlamalarına gelmişti. Bir Pazar günü Kemal Ünver ağabeyimizin Yenikapı sahilindeki salonunda toplandık. Geniş katılımla yapılan bu toplantıda derneğin kurulması kararlaştırılmış, dernek tüzüğünü hazırlama görevi hukukçu olduğum için bana verilmişti. Başkaca yöre derneklerinin tüzüklerini inceleyerek, yeni kurulacak deneğimizin tüzüğünü hazırlamış ve adını ŞEBİNKARAHİSAR VE ÇEVRESİ KÜLTÜR VE YARDIMLAŞMA DERNEĞİ olarak belirlemiştim.
(DEVAM EDECEK)