|
İSTANBUL MEKTUBU
TEKEL İŞÇİLERİNE SELAM !
POLAT SABUNCU
TEKEL İŞÇİLERİ, karakışın soğuğunda Başkent’te bir aydan beri tarih yazıyor. Ülkenin gerçek gündemi TEKEL İŞÇİLERİ’nin hak arama eylemi ile gün ışığına çıkıyor. Emperyalizmin Türkiye üzerindeki oyunlarını, halkı birbirine düşürüp yurdumuzu parçalama girişimlerini, Ergenekon tertibindeki bitmez tükenmez hukuk cinayetlerini, Kürt, Ermeni, Kıbrıs açılımlarıyla içine düşürüldüğümüz çıkmazı, sürekli değiştirilip kafaları karıştıran yapay gündem konularını aşıp toplumumuzun gerçek gündemini, örgütlü demokratik eylemleriyle TEKEL İŞÇİLERİ, en etkin biçimde gözler önüne serdi. Bugün halkımızın temel sorunu ekonomiktir; geçim sorunudur, olağanüstü boyutlara varan işsizliktir. Kavga ekmek kavgasıdır. Temel çelişki, ABD ve AB politikalarında somutlaşan emperyalizmle, halkımızın çıkarları arasındadır. Ülkemizin zenginliklerini ve kamu varlığını yağmalayanların saltanatı, ezilen emekçilerin, yurtsever güçlerin demokratik savaşımı ile sandıkta yıkılmalıdır, yıkılacaktır. Bu güzelim, bu rengârenk zengin topraklar, uygarlıklar beşiği Anadolu’muz ve onun çilekeş halkı, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, emperyalizmin boğucu çemberini Ulusal kurtuluş Savaşı ile destan yazarak nasıl parçaladı ise bugün ülkemize ve halkımıza reva görülen emperyalist boyunduruğu parçalamayı da elbette başaracaktır. Artık kaybedecek bir şeyi kalmayan emekçi halkımız ve onun örgütlü bir parçası TEKEL İŞÇİLERİ açısından bıçak kemiğe dayanmıştır; eyleme devam için aralarında yaptıkları referandum sonucundan da anlaşılacağı üzere onlar “ölmek var, dönmek yok!” sloganı ile sonuna kadar direneceklerdir. TEKEL İŞÇİLERİ, uluslararası tekellerin TÜRK TÜTÜNÜ üzerinde yıllardan beri sürdürdüğü oyunlara, işbirlikçi iktidarların “özelleştirme” yoluyla sergilenen yağmalamalarına karşı kararlılıkla direnmekte, sömürgenlerin tezgâhlarını kamuoyuna sergilemekte, yaşamsal hakları uğruna canlarını ortaya koymaktadır. TEKEL İŞÇİLERİ’nin başlattığı, dalga dalga sokağa dökülen kitlesel eylemler, işbirlikçi iktidarı sarsmaktadır. AKP iktidarının yedi yıllık icraatı ile gelinen aşırı borçlanmaya dayalı, üretimi dışlayan ekonomik ve toplumsal yıkım; artık yapay gündemlerle, “darbe”, “suikast”, ıslak belge”, “kozmik oda” tertipleriyle, yurtsever aydınları sorgusuz sualsiz aylarca zindanlara atmakla saklanamayacak kadar gözler önüne serilmiştir. Öyle görünüyor ki TEKEL İŞÇİLERİ’nin ölüm orucuna kadar uzanacak destansı direnci, Türk Halkı’nın emperyalizme karşı ikinci kurtuluş savaşımında tarihi bir aşamadır. TEKEL İŞÇİLERİ, direnci ve dayanışmayı doruğa çıkaran bu eylemleri ile tüm halkımızın ve yurtseverlerin yüreklerinde birer meşale tutuşturmuşlardır. TEKEL İŞÇİLERİ’ne destek vermek, onlarla dayanışma içinde bulunmak her yurtseverin namus borcudur. Selam olsun yaşamsal hakları uğruna canlarını ortaya koyan, haklı davaları için ölümü bile göze alabilen TEKEL İŞÇİLERİ’ne !...
Sevgili Şebinkarahisar’lı okurlar, bilindiği gibi TEKEL ve TÜTÜN konusunun yöremiz için özel bir anlamı ve yeri vardır. Beldemizin bir zamanlar en önemli gelir kaynağı olan tütün tarımı, AKP İktidarı döneminde ülkemizde ve ilçemizde büyük darbe yemiş; ŞEBİNKARAHİSAR YAPRAK TÜTÜN İŞLETME MÜDÜRLÜĞÜ kapatılmış, tütün ekimi bitme noktasına getirilmiştir. TEKEL ve TÜRK TÜTÜNÜ üzerinde oynanan oyunları izleyen ve Şebinkarahisar için önemini bilen bir yurttaş olarak 23 Ekim 2000 tarihinde, yani on yıl kadar önce YENİ ŞEBİNKARAHİSAR Gazetesinde yayınlanan TEKEL DE ÖZELLEŞTİRİLİRKEN başlıklı yazımı yeniden yöre kamuoyuna sunmakta yarar görüyorum. Şebinkarahisar halkı, ilçede istihdam sağlayan tek işletmenin kapatılmasına ne yazık ki hiçbir tepki gösterememiş, üstüne üstlük beldemize dişe dokunur hiçbir hizmet getiremeyen AKP İktidarına her seçimde ülke genelinin çok üstünde oy desteği vermiştir. Ankara’da kelle koltukta kavga veren TEKEL İŞÇİLERİ, hak arama ve örgütlenme bilincinden yoksun Şebinkarahisar’lı tütün emekçilerinin haklarını da savunmaktadır bir bakıma… On yıl önce yazdığım yazıyı bir kez daha okuyarak “halkımızın bilinçlendirilmesi yolunda ne yapılabilir”i düşünelim diyorum. İşte o yazı:
TEKEL DE ÖZELLEŞTİRİLİRKEN
12 Eylül’den,Özal’dan beri ülkemiz, emperyalist odakların ideolojik bir bombardımanı ile karşı karşıya… Sovyetler Birliği’nin çöküşünden bu yana tek kutuplu kalan Dünya’da, “küreselleşme”, “globalizm” kavramları ile bütünleştirilen “Yeni Dünya Düzeni”, ekonomimizi “borçlanma” sarmalına sokarak denetim altına alan Dünya egemenlerince halkımıza dayatılıyor. “ Serbest piyasa ekonomisi”, “ özelleştirme”, Yeni Dünya Düzeni’nin bütün dünyaya, mazlum halklara yutturmaya çalıştığı sihirli kurtuluş reçeteleri gibi sunuluyor. “Yeni Dünya Düzeni” denilen şey emperyalizmin 20. Yüzyılın sonunda büründüğü süslü kılıftan başka bir şey değil…
Amerikan doları ile beslenen Yeni Dünya Düzeni yandaşları, sistemli bir biçimde ve ısrarla “serbest piyasa ekonomisi”ni ve bunun gereği olarak “özelleştirme”yi savunuyorlar. Gerekçeleri ; KİT’lerin zarar etmesi ve devletin sırtında kambur oluşturması…Bu güne kadar Cumhuriyet Dönemi’nin önemli iktisadi kurumları olan SÜMERBAK, ETİBANK, PETROL OFİSİ, KARDEMİR vb. birçok işletme özelleştirildi; TELEKOM gibi birçoğu sırada… Emperyalist odaklar (Dünya Bankası, İMF) devlet bankalarının (Ziraat Bankası, Halkbank, Emlakbank) da özelleştirilmesini Mr. Kotarelli aracılığıyla dayatıyorlar. Bu gelişmeleri her gün yazılı, sözlü basında izliyoruz. İç ve dış sermaye gruplarının, kamu İktisadi Kuruluşlarını, yani ulusal varlıklarımızı nasıl yağmaladıklarını, sözümona milliyetçi-sağ, sözümona milliyetçi-sol partilerimizin, dünya egemenlerince şekillendirilen “ekonomik istikrar proğramımız”ı, enflasyonu aşağıya çekmek gerekçesine sığınarak nasıl bir sadakat ve kararlılıkla yürütmeye çalıştıklarını da ibretle gözlüyoruz. Yeni Dünya Düzeni koşullarında oluşturulan “tarım politikaları”nın ülkemizdeki tarımı, hayvancılığı yıkıma götürdüğü, üreticileri perişan ettiği bir gerçek…
Bu bağlamda 25 Eylül 2000 pazartesi günü CUMHURİYET Gazetesi’nin manşet haberi Şebinkarahisar’lıları yakından ilgilendiriyor: “Hükümet, Devlete trilyonlarca lira gelir sağlayan KİT’i satılığa çıkardı” şeklindeki üst başlıktan sonra manşet TEKEL VURGUNU olarak belirlenmiş. CUMHURİYET’in manşet attığı bu konuda, sermayenin borazanı konumuna gelen “boyalı basın”da tek satır bulmak ne mümkün…
Şimdi bu haber’den kısa bir alıntı yapalım: “Türk-İş Genel Sekreteri, Tek Gıda-İş Sendikası’nın Genel Başkanı Hüseyin Karakoç, Hükümetin TEKEL’i yabancı ve yerli özel sektöre satmasıyla Türkiye’de tütün sektörünün çökertileceğini, 450.000 tütün üreticisinin de yok olacağını bildirdi. Karakoç, Hükümetin çıkarmayı plânladığı yasa tasarısıyla TEKEL’i, Özelleştirme İdaresi’ne vermeden, Devlet Bakanlığı nezdinde şirketlere dönüştürerek satmayı plânladığına dikkat çekti.”
TEKEL en önemli ulusal varlıklarımızdan biri… Türkiye için altın yumurtlayan bir tavuk konumunda. Devlet Bütçesine 1999 Yılındaki katkısı 817 trilyon lira… 2000 Yılında bu katkının 1 katrilyon 748 trilyon liraya ulaşması bekleniyor. Üstelik TEKEL’in milyonlarca tütün üreticisini çokuluslu şirketlerin sömürüsüne karşı koruyan bir işlevi var. Ülke ekonomisine, devlet bütçesine bunca katkısı bulunan Tekel’in özelleştirilmesinin, yabancı- yerli para babalarına peşkeş çekilmesinin anlamı nedir? Uluslararası tütün tröstleri için Türkiye’nin çok önemli bir pazar olduğu, bu pazarı ele geçirmek ve dünyaca ünlü Türk Tütünü’nü dışlayarak büyük sömürü olanakları kazanmak için bu şirketlerin her türlü girişimi göze alabilecekleri, kendilerine bol miktarda işbirlikçi ve yandaş bulabilecekleri gözden kaçırılmamalıdır.
TEKEL’in satışı yolunda yıllardan beri yapılan hazırlıklar, Şebinkarahisar’lı tütün üreticilerini yakından ilgilendirmektedir. Tütünün ülke ve ilçe ekonomisi için önemi ve katkısı biliniyor. TEKEL’in özelleştirilerek çok uluslu tütün tröstlerine ve onların işbirlikçisi ( örneğin SABANCI Grubu) yerli sermayeye devredilmesi, Şebinkarahisar’lı tütün üreticileri için de işsizlik, yoksulluk, yıkım demektir. Uluslar arası tütün şirketlerinin ( Philip Morris, Reynolds, British American Tobacco-BAT gibi) Türkiye ve Türk Tütünü üzerindeki oyunlarını, üreticilerimiz adına yakından izlememiz, bu konudaki gelişmeleri olası sonuçlarıyla üreticilerimize aktarmamız, üreticilerin olumsuz gelişmelere tepkilerini örgütlü bir biçimde doğru yönlendirmemiz gerekiyor. Bu konuda Tek Gıda-İş Sendikası, Tütün Eksperleri Derneği, 14 kuruluştan oluşan Tütün Platformu ve konu ile ilgili bilim çevreleri ile ilişkiler kurulmalı, Şebinkarahisar’lı tütün üreticilerinin TEKEL’e sahip çıkması, özelleştirilerek yağmalanmasına karşı bilinçli yasal eylemlere başvurması sağlanmalıdır. ( YENİ ŞEBİNKARAHİSAR, 30 Eylül 2000, sayı: 3169) Avukat Polat Sabuncu www.sebinmedya.com yazarı
|